Suçun Gölgesindeki Aile: “Suça Sürüklenen Çocuk”
Kavramına Yeni Bir Bakış ve Toplumsal Çözüm Önerisi

Ben, bu ülkenin taşına toprağına sevdalı, devletinin bekasını ve milletinin huzurunu her şeyin üstünde tutan bir vatandaşım. Okuyan, dünyayı takip eden ve ülkemizin sosyolojik dinamiklerine kafa yoran biri olarak, son dönemde haber bültenlerinde içimi kanatan bir tabloyla karşı karşıyayım: Okullarımızda yankılanan silah sesleri, gencecik yaşta kana bulanan eller ve yitip giden hayatlar…
Ülkemizin geleceği olan çocuklarımızın birer suç makinesine dönüşmesi, sadece asayişi değil, milli varlığımızı da tehdit eden bir beka sorunudur. Türk hukuk sistemimizde bu çocuklar için kullanılan çok yerinde ve zarif bir tabir vardır: “Suça sürüklenen çocuk.” Ancak bu doğru teşhisin, eksik bir tedavisi olduğunu düşünüyorum. Gelin, bu meseleye genel kültürümüzün ve vatan sevgimizin ışığında, cesur bir çözüm önerisiyle yaklaşalım.
“Sürüklenen” Çocuksa, Sürükleyen Kimdir?
Hukukumuz, “suçlu çocuk” demez; çünkü bilincindedir ki hiçbir çocuk anasından katil, hırsız veya zorba olarak doğmaz.
“Suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu ifade eder.”
Kanun koyucu burada çok net bir mesaj veriyor: Çocuk bu noktaya itilmiş, sürüklenmiştir. Peki ama kim tarafından? Sokak çeteleri, internetteki zehirli içerikler veya kötü arkadaşlar ilk akla gelenler olabilir. Ancak en temel, en birincil ve en koruyucu kale olan aile çöktüğünde diğer tüm dış etkenler çocuğu esir alır.
Çocuğunun odasında ne yaptığından, çantasında ne taşıdığından, internette hangi karanlık çukurlarda gezindiğinden habersiz olan; ya da daha kötüsü, çocuğuna fiziksel/psikolojik şiddet uygulayarak onun ruhunda derin yaralar açan ebeveynler, o tetiği çeken elin görünmeyen ortakları değil midir?
Çözüm Önerim: Ebeveynin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu
Vatanını seven bir birey olarak devletimden ve kanun koyuculardan beklentim şudur: Suça sürüklenen çocuğun arkasındaki ihmalkâr veya istismarcı ebeveyn, çocuğunun işlediği suçtan dolayı kanun önünde hesap vermelidir.
Bu öneri kulağa sert gelebilir ancak toplumsal yozlaşmanın önüne geçmek için radikal adımlar atmaya mecburuz. Eğer bir lise öğrencisi, evdeki ruhsatsız silahı çantasına koyup okulda dehşet saçabiliyorsa; burada sadece tetiği çeken çocuk değil, o silahı ortalıkta bırakan, çocuğunun psikolojik çöküşünü görmezden gelen anne-baba da yargılanmalıdır.
Bu sistemin detayları şu temellere dayanmalıdır:
- Ağır İhmal Kriteri: Çocuğun suç işlemesinde ebeveynin “ağır ihmali” (suistimal, görmezden gelme, şiddet, denetimsizlik) pedagoglar ve sosyal hizmet uzmanlarınca tespit edilirse, ebeveyn de suça “ihmal suretiyle iştirak” etmiş sayılmalıdır.
- Maddi ve Manevi Tazminat Yükümlülüğü: Suçun mağdurlarına ödenecek tazminatlar, çocuğu suça sürükleyen ebeveynden rücu edilmelidir.
- Zorunlu Rehabilitasyon ve Eğitim: Ceza alan ebeveynler, devlet kontrolünde zorunlu ebeveynlik eğitimlerine ve psikiyatrik gözleme tabi tutulmalıdır.
Bu Düzenleme Ülkemize Ne Kazandırır?
Böyle bir yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi, devletimizin omuzlarındaki yükü hafifletecek ve milletimizin temel taşı olan aile kurumunu yeniden “sorumlu” hale getirecektir.
- Caydırıcılık ve Farkındalık: Anne ve babalar, “Çocuğumun yapacağı bir taşkınlık benim de özgürlüğümü elimden alabilir” bilinciyle hareket edecek; çocuklarıyla “gerçekten” ilgilenmeye, onların sorunlarını dinlemeye ve profesyonel destek almaya mecbur kalacaktır.
- Devletin Yükünün Hafiflemesi: Güvenlik güçlerimiz, mahkemelerimiz ve cezaevlerimiz “sonuçlarla” uğraşmaktan yorulmuştur. Sorumluluğun aileye paylaştırılması, sorunu kaynağında (evde) çözeceği için asayiş olaylarında ciddi bir düşüş yaşanacaktır.
- Güçlü Nesiller: İhmal edilmeyen, sevgi ve disiplinle büyütülen çocuklar; sokakların ve suç örgütlerinin değil, vatanının ve milletinin hizmetinde olan aydınlık gençler olacaktır.
Sonuç: Sahipsiz Vatanın Batması Haktır
Milli Şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi: “Sahipsiz olan memleketin batması haktır / Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.”
Bugün vatanımıza sahip çıkmak, sadece sınırlarımızı korumakla değil; evimizin içindeki evladımıza, onun aklına ve ruhuna sahip çıkmakla mümkündür. Devlet, vatandaşını korumakla mükelleftir; ancak vatandaş da evladını topluma faydalı, ahlaklı ve kanunlara saygılı bir birey olarak yetiştirmekle devlete karşı sorumludur.
Suça sürüklenen çocukların ellerinden tutmak devletin şefkatli göreviyse; onları o karanlığa iten, ihmal eden ve uçuruma yuvarlanmalarını izleyen ebeveynlerden hesap sormak da devletin adaletli tokadı olmalıdır. Ancak bu şekilde suç sarmalını kırabilir, aydınlık Türkiye’nin yarınlarını güvence altına alabiliriz.



Değerli bir eğitimcimizin yorumunu paylaşıyorum;
“Anlatım çok net olmuş ancak eğitimde öğretmenlerin elinden alınan sınıf geçme disiplin gibi yaptırımlar yok.Öğretmenin aileyi uyarması ihmal suçu işleniyor gibi yasal yaptırım gücü olmalı.Hatta velinin okulu ve öğretmeni şikayet etme hakkı olduğu gibi öğretmenin de veli şikayet hattı olmalı.”